Yine bir aralık ayı… Fakat bu aralık ayını diğer aralıklardan ayıran bir özelliği var. Bu, benim öğretmenliğimin ilk aralığı.
Göreve başlarken aklımda bulunan soru işaretlerinin siz Avşarlılar ve değerli hocalarım sayesinde tek tek olumlu bir şekilde yanıtlanması beni bu güzel beldeye çabuk alıştırdı. O yüzden ilk aralığımı iyi geçiriyorum. Bundan sonrakilerin de aynı güzellikte geçmesini temenni ederek aralıkta meydana gelen, edebiyatımızı ve milletimizi derinden etkileyen bir konudan bahsetmek istiyorum. Konumuz 27 Aralık 1936’da Hakk’a yürüyen “Milli Şair”imiz Mehmet Akif ERSOY olacak.
Asıl mesleği veterinerlik olan şair, lise sıralarında iken edebiyata ilgi duymaya başlamıştı. Zamanının zirve edebiyatçılarından etkilenmiş ve onların çizgisinde eserler vererek ünlü yazar Peyami SAFA’nın babası İsmail SAFA’nın beğenisini kazanmıştı. Veterinerlik görevini Arap yarımadası ve Mısır’da devam ettirirken şiirle uğraşmaya da devam etmişti.
2. Meşrutiyet döneminde Darülfünun’da Edebiyat dersleri vermeye başlamıştı. Bu görevi sırasında yazmış olduğu şiirlerinde dönemde egemen olan “Türkçülük” düşüncesini eleştirmişti. Bu düşüncenin toprak kayıplarına sebep olduğunu düşünüyordu. Ona göre kurtuluş “İslamcılık”taydı. Yani İslam’daydı.
Eserlerinde hep bundan bahsetmişti. Bunu savunurken de bilim ve teknolojiyle beraber olan bir İslamcılıktan bahsediyordu.
Ona göre ulusumuzun kurtuluşu Batı’nın ilmiyle süslenen ve tam bir imanla vücut bulan İslamiyet’te idi. Bu fikirden yola çıkarak ilk önce kendimizi eleştirmemiz gerektiğini, tembellikten, ümitsizlikten kurtulmamız gerektiğini söylüyordu.
“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.”
………………………………………………………...
“Ey Hakk’a taparken şaşıran kalbi muvahhid
Bir sine imansız yaşar ancak o da: Mülhid.
Birleşmesi kabil mi tevhid ile ye’sin
Hâşâ! Bunun imkânı yok, elbette bilirsin.
Öyleyse neden boynunu bükmüş, duruyorsun?
Hiç merhametin yok mudur evladına olsun?
(idrak: Anlayış./kalbi muvahhid: Allah’ın varlığına ve birliğine inanan kalp./ kabil: Olanak, imkan./ ye’s: Ümitsizlik./ mülhid: Dinsiz.)
………………………………………………………...
İşte bu ve buna benzer örneklerle bize kurtuluş reçetesini veren Akif 1. Dünya Savaşı sonrasında ve Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’yu karış karış gezmiş, istiklali, istiklalin gerekliliğini camilerde, okullarda v.b. mekânlarda dile getirmişti. Yani savaş esnasında adeta ilmi ve fikri alanda cihat ediyordu, savaşıyordu Batı’nın milletimiz üzerindeki kötü emelleriyle.
Bu savaşın en güzel örneği ise şüphesiz İstiklal Marşımız’dır. 1. İnönü zaferini kazanan muzaffer, kahraman Türk ordusuna ithafen yazdığı İstiklal Marşı’nın yazılış hikâyesi de onun ne kadar güzel ahlak sahibi bir insan olduğunu zihinlerimize perçinliyordu.
Yeni kurulan Türk devletinin bir milli marşa ihtiyacı vardı. Bunun için TBMM bir istiklal marşı yazma yarışması düzenlemişti. Kazanan şaire ise yedi yüz lira ödül verilecekti. Akif, para ödülü olduğu için, kahramanlığın, istiklalin para ile ölçülemeyeceğini düşündüğü için yarışmaya katılmak istememişti. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’in ısrarıyla yarışmaya- para ödülünü almamak- şartıyla katılmıştı. Yazılan onca eserin arasından M. Akif’in Tacettin Dergahı’nın duvarlarına kazıyarak yazdığı marş birinci seçilerek mecliste defalarca okunmuş ve ayakta alkışlanmıştı. Şair, İstiklal Marşı’nı “Kahraman Türk Ordusu”na ithaf ettiği için “Safahat” adlı eserine almamıştı.
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra tekrar Mısır’a dönen ve daha çok dini alanda çalışmalar yapmaya başlayan Akif’in en mühim yönlerinden biri de yeni yetişecek gençliğin nasıl yetişmesi gerektiği ile ilgili yapmış olduğu önerilerdi. “Asım” ismiyle simgeleşen bu öneriler ise vatanını, milletini değerlerini ve tarihini sevmek, haksızlığı her türlü yöntemle düzeltmek, güçlü olmak ve gücünü toplum için kullanmaktı. Batı’nın ilmiyle İslam’ı birleştirmek, böylelikle gelecek nesilleri kurtarmaktı.
Gençler, “Milli Şair”in belirttiği, çizdiği çerçeve içerisinde milli değerlerimize bağlı, tarihini, kültürünü seven, haksızlığa asla boyun eğmeyen, kurtuluşun yalnız ilimle desteklenen bir imanla (Zaten dinimiz için en önemli kavramlardan biri ilimdir. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’in ilk emri “Oku.”dur.) olacağını düşünen, bu noktada başkalarına örnek olan bireyler olmanız temennisiyle yazıma son verirken Akif’in arkadaşı Mithat Cemal’in ona ithafen yazdığı bir dörtlüğü yazarak yazımı nihayete erdirmek istiyorum. Hepinizin “Asım” olacağına kanaatim tamdır.
………………………………………………………...
“Toprak, sen kol kanat ol, öyle kucakla!
Bilmezsin, o gökten de adından da temizdi!
Ey yeryüzü, mabet kesilip Allah’a yüksel
Koynunda yatan gölge bizim Akif’imizdi!”
(mabet: İbadet edilen yer./akif: Dünya işlerinden uzaklaşıp ibadete yönelen.)
Hasan Hüseyin YAVUZ
03/12/2011







